Maturidinin Hayatı

İMAM MÂTURÎDÎ

Ebû Mansûr Muhammed b. Muhammed b. Mahmûd el-Mâturîdî

es-Semerkandî

Yetiştiği Ortam

İmam Mâtürîdî döneminde, doğduğu ve yaşadığı şehir Semerkant hem stratejik açıdan hem de tarım ve ticaret bakımından Orta Asya’nın önemli ve önde gelen şehri konumundaydı. Önemi, Hindistan, Iran ve Türk egemenliği altındaki bölgelerden gelen ticaret yollarının birleştiği bir konumda bulunması ve topraklarının oldukça verimli olmasından kaynaklanıyordu. Dolayısıyla şehir, seyyahlar tarafından yeşillikleri ve bostanları ile ünlü, bolca sayfiye ve gezinti yerleri bulunan adeta “cennet” telakki edilen bir üne sahip olmuştu. Halkı güzel ahlaklı ve gariplere yardımı seven bir topluluktu. Şehrin etrafında düşmana ve yağmacılara karşı bir sur yapılmış ve giriş kapıları oluşturulmuştu. Şehirdeki ticarî canlılık, refahın artmasına yol açmış; bunun da şehirdeki ilmî ve fikrî hayatın gelişmesine büyük katkısı olmuştu. Zaman içinde İslam coğrafyasının en önemli ilim merkezlerinden biri haline gelen Semerkant’ın İslam ilim ve fikir hayatına büyük katkılar sağlayan alimler yetiştirdiği de bir gerçektir. Bu bölgede ilmî faaliyetin artmasının nedeni, Abbâsî merkezi iktidarının gücünü kaybetmeye başlaması ve bunun aksine Horasan ve Maveraünnehir (Amuderya nehrinin öte yakası) bölgelerinin kalıcı bir istikrara kovuşmuş olmasıdır. Bu sayede özellikle Semerkant, Buhâra, Belh ve Merv gibi şehirlerin IV./X. ve V./XI. asırlarda yeni ilim merkezleri haline geldiği görülür. Bunlara Sâmânîler devletinin merkezden bağımsız olarak ülke genelinde geniş çaplı bir ilmî hareket başlamasına yönelik kuvvetli bir politika izlemelerini de eklemek gerekir. Bu dönemde yazılan eserler incelendiğinde ele alınan konuların ve müelliflerin kullandığı üslubun, sözü edilen bu serbest fikir ortamını yansıttığı görülür.

Hocası Ebû Nasr el-İyazî

Bu gelişmeler neticesinde Ebû Nasr Ahmed el-İyâzî’nin büyük gayretleri ile Semerkat’ta Hanefi ekolunün farklı bir versiyonu oluşmaya başladı. Bu okulun nasıl geliştiğini Ebü’l-Muîn en-Nesefî’nin Tebsıratü’l-edille adlı eserinden takip etmek mümkündür. Hanefî mezhebi, bu bölgeye Muhammed b. Hasan eş-Şeybânî’nin öğrencisi olan ve Ebû Süleyman el-Cüzcânî’nin arkadaşı olan Ebû Bekir Ahmed b. İshak b. Sabîh el-Cüzcânî vasıtasıyla geldi. Hanefî mezhebinin bölgede kökleşmesini ve bir ölçüde kelamî karakter kazanmasını sağlayan şahıs ise Ebû Bekir el-Cüzcânî’nin öğrencisi olan nesebi Hazrec kabilesine dayanan Ebû Nasr Ahmed el-İyâzî’dir. Semerkant’ın Samanî valisi Nasr b. Ahmed (250-279/864-892) zamanında Türk bölgelerindeki bir savaşta esir düşen el-İyâzî, usûl ve furu konularında derin bir bilgiye sahip olmasının yanı sıra Mes’eletü’s-sıfat adlı eserinde özellikle Mu’tezile ve Neccâriyye’nin delillerine güçlü ve tutarlı eleştiriler getirmesi; ayrıca onlarla fikrî mücadelede bulunması kelam ilminin bölgede gelişim düzeyini göstermesi bakımından önemlidir. Ebû Nasr el-İyâzî şehid düştüğünde içlerinde Ebû Ahmed ve Ebû Bekir adlarında iki oğlu ile Ebû Mansur el-Mâtürîdî ve Hakîm es-Semenkandî gibi seçkin öğrencilerinin bulunduğu kırk yetişmiş bilim adamını geriye bırakmıştı. Onun özellikle Mu’tezile’ye yönelik mücadelesi öğrencileri tarafından sürdürülmüş, hatta oğullarından Ebû Bekir el-İyâzî, ölümü esnasında kaleme aldırdığı ve Mu’tezile ile kendi görüşleri arasındaki farklıları dile getiren el-Mesâilü’l-aşar el-İyadiyye adlı on maddelik bir bildirinin Semerkant çarşısında okunmasını vasiyet etmiştir. Onların bu mücadelesini hem Samanîlerin Semerkant valisi olan Nasr b. Ahmed hem de oğlu İsmail desteklemişlerdir. Bu dönemde ve bölgede baskın ilim ve fikir kişiliği ile öne çıkan en önemli isim Ebû Mansur el-Mâtürîdî’dir. 

İmam Mâturîdî’nin Hayatı

Tam adı, Ebû Mansûr Muhammed b. Muhammed b. Mahmûd el-Mâturîdî es-Semerkandî’dir. Buna göre hem kendisinin hem de babasının adı Muhammed, dedesi Mahmud, lakabı Ebû Mansûr, yurdu ise Semerkant ilinin bir köyü veya mahallesi olan Mâturid’dir.

Bazı tarihçiler İmam Mâtürîdî’nin soy bağını, Hz. Peygamber’in Medine’ye hicret ettiğinde evinde kaldığı ve kabri bugün İstanbul Eyüp ilçesinde bulunan Ebû Eyyûb el-Ensârî’ye kadar götürmektedir.

Hayatına gelince, İmam Mâturîdî, Semerkant’ın bir köyü veya mahallesi olan Mâturid’de doğdu. Doğum tarihi hakkında kaynaklarda kesin bir bilgi bulunmamaktadır. Bununla birlikte, 248/862 tarihinde vefât eden Muhammed b. Mukâtil er-Râzî’ye talebelik ettiği düşünüldüğünde yaklaşık 238/892 civarında doğmuş olabileceği söylenebilir. Ancak bu takdirde Mâturîdî’nin yüz yıla yakın yaşamış olması gerektiğini düşünenler, doğumu için ileri sürülen bu tarihi akla uygun bulmamışlardır. Bunun yerine ölüm tarihi olan 333/944 yılından hareketle ortalama bir insan ömrünü hesaba katarak 256/870 tarihlerinde doğmuş olabileceği daha akla yatkın görünmektedir.

Bir ilim ve fikir iklimi olan Semerkand şehrinin ilim meclislerinde bulduğu ve rastladığı her alimden yararlandı. Onun yetişmesinde Semerkant’ın en önemli ilim mektebi olan Daru’l-Cüzcaniye medresenin yeri büyüktür. Nitekim en çok istifade ettiği hocası Ebû Nasr Ahmed el-İyazî, anılan medresenin reislerindendir. Hocasının bir savaşta şehit düşmesine kadar burada öğrenim gören Matüridî, daha sonra kendi ilim halkasını oluşturmuş ve hocasının oğlu olan Ebû Ahmed el-İyazî onun öğrencileri arasında yer almıştır. Onun en büyük eseri olan tefsirinden anlaşıldığına göre, o hayatının büyük bir kısmını Kur’an’ı anlamaya ve yorumlamaya ayırmıştır. Yaptığı tefsirler, öğrencilerinin tuttuğu kayıtlarla devasa bir tefsir eseri oluşmasına vesile olmuştur. Bu gelenek kendisinden sonra da sürdürülmüş, hemen her dönemde tefsiri okunmuş, VI. asırda Alaeddin es-Semerkandî tarafından ayni yöntemle tefsirinin şerhi (açıklaması) yapılmıştır.

Bu büyük İmam’a hem kendi zamanında hem de sonrasında kazandığı şöhrete uygun unvanlar verilmiştir. Bunlar arasında imâmü’l-hüdâ (hidayet rehberi), imâmü’l-mütekellimîn (kelamcıların imamı/önderi), musahhihu ‘akâidi’l-müslimîn (müslümanların inançlarını düzelten), reîsu ehli’s-sünne (Ehl-i sünnetin önderi) en çok kullanılanlardır. Bu kadar unvanla anılmasına rağmen ne yazık ki, kaynaklarda onun hayatına dair, şöhretine denk gelecek genişlikte bir bilgi bulunmamaktadır. Kaynaklardaki bu boşluğun birçok nedeni olmakla birlikte temel neden Semerkant’ın merkeze olan uzaklığı olsa gerektir. Diğer Sünnî kelam mezhebi olan Eş’arîliğin merkezdeki gücü ve etkinliği de İmam Mâtürîdî’nin tanınmasında olumsuz bir etki meydana getirmiş olabilir. Özellikle Selçuklular döneminde Alpaslan ve Melikşah’ın vezirliğini yapan Nizamülmülk’ün kurduğu Nizamiye Medreseleri ile Eş’arîliği destekleyen bir politika gütmesi, Mâtürîdîliğin merkeze doğru yayılmasının engellemiş olması da çok kuvvetli bir ihtimaldir.

O bütün hayatını Ehl-i sünnet inanç esaslarını savunmaya ayırmış ve bu çabaları neticesinde Ebû Hanîfe mezhebinin en tanınmış kelamcısı ve Orta Asya’da Mâverâunnehir (Amuderya’nın öte tarafı) bölgesinin ve çevresinin Ehl-i sünnet ve’l-cemaat kitlesinin imamı yani mezhep önderi unvanını hak etmiştir.

Ömrünü talebelerine ilim öğretmekle geçiren büyük İmam Mâturîdî, 333/944 yılında hayata gözlerini yummuş ve Semerkant’ın Câkerdîze mahallesinde bulunan ve daha ziyâde ilim adamlarının cenazelerinin gömüldüğü mezarlığa defnedilmiştir.Çağdaşı ve ders arkadaşı olan Hakîm es-Semerkandî de Mâturîdî’nin büyüklüğünü ve önderliğini gösterecek şekilde  mezar taşına şu ifadelerin yazılmasını istemiştir:

 “Bu kabir, bütün nefesini tüketerek ilim öğrenmiş olan, ilmin yayılması ve aktarılmasında bütün gayretini sarf eden ve dinle ilgili verdiği eserleri övgüye layık bulunan, ömrü boyunca meyvesi toplanan ulu bir kişinindir.”

Ancak mezarlık zaman içinde kaybolmuş olduğundan Mâturîdî’nin de mezarının yeri bilinmemekteydi. Araştırmalar neticesinde mezarının yeri tespit edilmiş hatta yapılan kazılardan bir takım üzeri yazılı belge niteliğinde taşlar da bulunmuştur. Bugün Semerkant yakınlarında bir mahallede bulunan mezarı üzerinde bir türbe yapılmış ve dünyanın dört bir yanından gelen ziyaretçilere açılmıştır.

Eserleri 

Kitabu’t-Tevhîd: İmam Matürîdî’nin kelam alanında kaleme aldığı en önemli eseridir. Kelam ilminin bütün konularını ele almış olması ve zamanına göre oldukça üst düzeyde bir içerik ve yönteme sahip olması imamın bilimsel gücünü göstermesi bakımından kayda değerdir. Eser, önce Fethullah Huleyf tarafından yayınlanmış daha sonra Bekir Topaloğlu ve Muhammet Aruçi tarafından daha özenli bir neşri ortaya konmuştur. Ayrıca bu eser, Bekir Topaloğlu tarafından Türkçe’ye tercümesi yapılmış ve Türkiye Diyanet Vakfı yayınları arasında yayınlanmıştır. Ayrıca kelam alanında Risâle fi’l-‘Akâidadlı eserinden de bahsedilmektedir.

Te’vilâtu’l-Kur’ân/Te’vîlâtu Ehli’s-Sunne: Kur’an’ın tamamının dirayet yöntemi ile tefsiri olan ve yıllar süren anlatımlarının öğrenciler tarafından notlar şeklinde tutulmasıyla meydana geldiği sanılan eserin başta Türkiye olmak üzere dünya kütüphanelerinde birçok yazması bulunmaktadır. İlk olarak Fâtıma Yûsuf el-Hıyemî tarafından yapılan tahkikli neşri 1425/2004 tarihinde Beyrut’ta beş cilt olarak basılmıştır. Ayrıca kapsamlı ve özenli bir neşri ise adeta ömrünü Matüridîliğe hasretmiş merhum Bekir Topaloğlu’nun gözetiminde yapılmış ve İstanbul’da 2010 yılında 17 cilt şeklinde tamamlanmıştır. Türkçeye tercümesi için Bekir Topaloğlu koordinatörlüğündebir komisyon oluşturulmuş, ilk birkaç cildi gerçekleştirilen tercüme faaliyeti Hoca’nın vefatından sonra Yusuf Şevki Yavuz’un koordinatörlüğünde devam etmekte ve Ensar Neşriyat tarafından yayınlanmaktadır.

Fıkıh ve usulü alanında yazdığı eser: Me’hazu’ş-Şerai’ ve el-Cedel.

Mu’tezile mensuplarına yönelik yazdığı reddiyeler: Raddu Beyâni Vehmi’l-Mu’tezile, Raddu’l-Evâili’l-Edille li’l-Ka’bî, Raddu Kitâbi’l-Ka‘bî fî Va‘îdi’l-Fussâk, Raddu Tekzîbi’l-Cedel li’l-Ka‘bî ve Raddu Usûli’l-Hamse li Ebî Amr el-Bâhilî.

Şia ve Batınîlere yönelik yazdığı reddiyeler: Raddu Kitâbi’l-İmâme li ba‘di’r-Ravâfıd ve iki adet er-Radd ‘ale’l-Karâmita. Matüridî, döneminden etkili olan Batınî gruplardan Karamita mezhebinin görüşlerini çürütmek üzere iki eser kaleme almıştır. Birinci eserinde mezhebi teorik düzeydeki esaslarını incelemiş ve eleştirmiş, ikinci eserinde ise pratik düzeydeki görüşlerini ve uygulamalarını konu edinmiş ve eleştirmiştir.

Geniş bilgi için şu eserlere bakılabilir:

Ebü’l-Mu’în en-Nesefî, Tebsıratü’l-edille, (nşr. Hüseyin Atay-Şaban Ali Düzgün) Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, Ankara 2003.

Sönmez Kutlu, Matüridilik, Kitabiyat, Ankara 2003.

Sönmez Kutlu, İmam Mâturîdî, Otto, Ankara 2017.

Şaban Ali Düzgün, Mâturîdî’nin Düşünce Dünyası, Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları Ankara 2011.

Cağfer Karadaş, Mâtürîdî Hayat Eserleri Etkileri, Köln 2017.

Cağfer Karadaş, Kırk İslam Alimi, Ensar Neşriyat, 2015.

Hilmi Demir-Muzaffer Tan, Ehl-i Sünnetin Reislerinden İmam Matüridî, Ay Yayıncılık, Ankara 2017.

Hüseyin Kahraman, Matüridilikte Hadis Kültürü, Arasta Yayınları Bursa 2001.

Talip Özdeş, Matüridî’nin Tefsir Anlayışı, İnsan Yayınları, İstanbul 2003.

Bekir Topaloğlu-Şükrü Özen, Mâtürîdî, İslam AnsiklopedisiDİA, XXVIII, 146-165.

Yusuf Şevki Yavuz, Mâtürîdiyye, İslam AnsiklopedisiDİA, XXVIII, 165-175.

Şükrü Özen, “IV. (X.) Yüzyılda Mâveraünnehir’de Ehl-i Sünnet-Mu’tezile Mücadelesi ve Bir Ehl-i Sünnet Beyannamesi”, İslam Araştırmaları Dergisi, sy. 9., İstanbul 2003, s. 56-57.

 

Cağfer KARADAŞ